Hayat sıradan ve görev bilincinde akmaktaydı. Arka arkaya iki çocuğum olmuştu. Çocuk büyütme sorumluluğunun yanısıra hayattaki seçimlerim bana daha da ağır sorumluluklar vermişti sanki. Kendimi bir hayatın içinde değil bir savaşın içinde gibi hissediyordum. Hep bir değer görme çabası , hep birşeyleri ispatlama çabası , hep birilerine kendimi anlatma çabası …… diye liste uzuyordu. Ama aynı zamanda büyütmem gereken iki çocuğum vardı. İlk yıllardaki ebeveynliğim çok kötüydü yani şimdiki benden oraya bakınca kendim için değil daha çok çocuklarım için üzülüyorum aslında. Çok öfkeli idim , aynı zamanda çok da korumacı idim. Dedim ya kendimi savaşçı gibi hissediyordum. Ebeveynliğimin ilk birkaç yılı bu savaşla geçti. Aslında diğer insanlarla değil sadece kendimle savaştığımı anlamam birkaç yılımı aldı. Baktım savaşı istediğim şartlarda kazanamıyorum. O zaman bir sıçrama yapmalıydım….
O yıllarda tam da geçmiş çabalarıma yanıt veren tetikleyici bir rüya gördüm. Hemen rüyamda gördüklerimi anlamak , anlamlandırmak için araştırmaya başladım. Derken başka rüyalar , başka bilgiler , başka başka videolar , başka başka kitaplar birbirini kovalamaya başladı. Bir baktım ki birkaç ay tasavvufta birkaç ay parapsikolojide birkaç ay fizikte birkaç ay astrolojide birkaç ay mitolojide kaybolmuşum. Her kayboluşta bambaşka bir BEN ile tanışıyordum. Bu serüven beni muhteşem bir dönüşümün tam ortasına atmıştı. Aynı dönemde büyük halimin kesinlikle BEN olmadığını anladım veeee bir karar aldım: Çocuklarımı büyütürken kendimi de baştan büyütecektim. Bu karar o kadar muhteşem bir karar idi ki sanki biri bana sihirli değnek dokundurmuştu. Evet aslında dokundurmuştu. Bu sihirli değneği bana dokunduran yine BEN dim. Ne kadar muhteşem değil mi!
İşte bu serüvenimde büyüttüğüm BEN in , büyürken duymak istediklerini herkese duyurmak istedim. Etrafımdaki kişileri gözlemliyordum. Olayları hep tek taraflı ve hep basmakalıp bakıyorlardı. İlk başlarda herkesle konuşma isteğim inanılmazdı. Herkese anlatmak istiyordum tek tek. Bunun için çok çabaladım. Ama sonra gördüm ki karşımdaki insanlar ne yaptıklarının farkında bile değillerdi ve değişmek gibi de bir talepleri yoktu. Bense durup dururken olaylara karışan münasebetsiz biri oluveriyordum. Ve susma sürecim başladı. Susarken hiç mutlu değildim. Çünkü hayat aslında o kadar güzeldi ki neden hep onu sabote edip duruyorduk saçma sapan bahanelerle….
Veeee kalemi elime alıp yazmaya karar verdim. Önceden neyi nasıl yazacağımı hiç düşünmeden sadece defterimi açtım ve kalemi elime alıp yazmaya başladım. Kaç sayfa yazdım bilmiyordum sadece yazıyordum. Yoruldum , durdum ve yazdıklarımı okudum. O kadar güzel akmıştı ki… Bayram sabahındaki bir çocuk gibi mutlu oldum. Durmadan gülümsüyordum. Sonraki günler iç sesimi dinleyerek defterin başına oturup yazmaya devam ettim. Bölümler kendi kendini doğuruyordu sanki. Hatta size çok güzel bir anımı anlatayım. Bayram arifesi idi. Annemdeydik çocuklar ile. Gün daha yeni doğmuştu ve ben uyanmıştım. Uyanır uyanmaz oda buram buram gül kokmaya başladı. Hemen kalkıp defterimi açtım ve yazmaya başladım. Gül kokusu ile ilgili bölümü yazdım. Yazdıktan sonra okuduğumda kendim bile şaşırıyordum. Hiç aklımda olmayan bu satırlar nasıl da dökülüyordu kalemin ucundan….
Kitaptaki her bir bölüm muazzam bir deneyim oldu benim için de. Ve kitap bittiğinde içim çok rahattı. Çünkü artık durup dururken kimse ile konuşmama gerek yoktu , bu kitap sayesinde isteyen herkes ile konuşabilecektim aslında. İçindeki çocuğu tekrar sil baştan kendi değerleri ile büyütmek isteyen herkes ile…… :)))))))